| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Haber Katagorileri |
DEĞİŞİM
01 Mart 2010, 17:55
DEĞİŞİM İnsanlık tarihi; uzun yıllar boyunca aynı örf-adetlerle, hukuk kurallarıyla, yaşam biçimi, düşüncelerle ve inanç yapılarıyla yönetile gelmiştir. Dışarıdan bakıldığında basit ve karışık görülebilir. Doğaldır da.
Gelişen, teknolojinin şahlandığı, canlıların genetiğiyle oynayabildiğimiz bu dönemde; kendimizi nereye,nasıl koyacağımızın belirsizliğini ve tereddüdü,içimizi ve beynimizi kemiren düşünce yapısı gelenekselliği savunurken geri kalmış bütün uygarlıklar gibi yıkılmaya mahkum olma durumu;yeniliğin içine girerken yaşanacağı kültürel,inançsal erozyon hali..! Ne geçmişte kalıp bugünün yararlarının bir tafra atılacağı ne de bugünü doya doya yaşayıp kendimizden uzaklaşarak içi boş,özü hiçleşmiş bir magazin mankeni olabiliyoruz.
Yaşadığımız sıkıntılar, var olan düzende ortaya çıkan yeniliklerin yaşandığı bir süreçtir. Yenilik güçlü olduğunda düzende yarattığı değişimler ve değişimlerin sebep olduğu tranvalar…
Büyük İskender’in Hindistan seferi, bütün dünyaya hükmetme isteği ve kısa zamanda kazandığı büyük zaferler ve yarattığı çalkalanmalar. Ortaya çıkan ve gelişen Hıristiyanlığın Roma imparatorluğu gibi dünyanın en büyük köle devletine kendini kabul ettirene kadar geçen yüzyıllar… Ödenen bedeller, yaşanılan değişim ve oluşan toplumsal kırılmalar, değişim ve dönüşüm sancıları… Ortaya çıkan her düşünce yapısının geçen zaman diliminde kalıplaştığından kendini yeni değişimlere gebe bırakma... Sertleşen toplumsal dokuyu,düşünsel yapıyı yıkıp tahribatlar yaratarak ortaya çıkan yenilikler…İslamiyet mesela,Fransız İhtilalı veya… Depremin merkez noktası gibi yayılırken değiştirdiği sosyal,siyasal,ekonomik ve kültürel kalıplar…
Günün şartlarında en çok savunulması gereken düşünce ve değerler topluma yerleştikten sonra zamanla en tutucu,hantal,özden uzaklaşma yapıya bürünmeleri…Artık birey olarak birçok durum ve düşünce hakkında kesin bir görüş sergileyemiyorum.Ortaya çıkış nedenleri aynı zamanda çöküşlerini de barındırıyor yenilikler.En iyisi olma iddiası, zaten yanlışlığın kendisidir. En uygun demek evrensel değişim ve dönüşümleri takip etmemek oluyor. Bugün avcılıkla geçinen ya da geçmişle gelecek arasında bocalayan bizim gibi toplumlar veya ileri teknolojiye sahip milletlerin -en iyisi biz - diğerleri eski Yunan ve Roma kültüründen gelen barbar ya da bize göre insanlıktan çıkmış - yozlaşmış değerlere sahipler - yargısı… Her toplumun hücrelerine yerleşmiş düşünce ve değer dokusu - biz doğruyuz, iyiyiz- mantığı. Bu gün evrensel akıl birikimi kaynaklık ettiği bilim ve teknolojinin kaymağını yiyen Batı toplumları; devletçe bireye sağlanan imkanlar güzel olmasına rağmen bireyin iç ve düşünce dünyalarında giderek artan yalnızlık, bireysellik, aile bağlarının ortadan kalktığı ve kutsallığının kalmadığından ortaya çıkan gelecek belirsizliği… Coğrafya dersinde sürekli görüyoruz. Giderek azalan nüfuslarına göre çözüm aramalarını… sonuç olarak acaba bilim kurgu filmlerinde de görüldüğü gibi teknolojik olarak klonlanmış yeni insanlar mı yaratacaklar ya da yok olan insan yerine robotlar mı toplumda artık yerini alacak? İnsanların yüzyıllardır peşine düşüp insanlık için yarattığı gelişmişliğin bedeli ve değeri robot olmak mı olacak? Belki kısa vadede bizim korkmamıza gerek yok çünkü devlet ve toplum olarak gelişmişlikten daha uzağız ama değişim sancılarını yaşamayacağımız anlamına gelmiyor. Kendimizi o çerçevenin içinde görmeyebiliriz şimdilik. Fakat bu değişimden ve gelişimden uzak durma lüksümüz var mı? Avrupa'nın herhangi bir evin yaşam kültürünü biliyorsak ya da ezberlettiriliyorsa bize veya Amerika'da oturup semtindeki bir lokantadan pizza siparişi için Hindistan'ı arayıp ve siparişi evine yönlendiriliyorsa kendimiz, ailemiz, insanlarımız Batı kültürünün doğal bir misyoneri oluyoruz. Kendi içlerinde doğa ile barışık ve dengeli yaşam tarzı süren birçok Afrika, Amerika kabilelerinden eser mi kaldı? Mitolojilerde geçen insani özelliklerden nasibini almamış, acıma duygusu olmayan gergedanlar gibi sahip oldukları teknolojik aletlerle bu insanların çoğunu kıyımdan geçirmediler mi? Geçmeyen de ya benlik erozyonundan geçti ya da gelişmiş ülkelere bitkisel hayat süren veya yaşamı elektrik fişine bağlı hastalar gibi bağımlı kalmıyorlar mı? Fişi çekmek zor değil. Bugün Irak'ta, Afganistan'da yaşanan duruma şahidiz. Yarattıkları aktörlerin ve kötü düzenin düzeltme bahanesiyle yaşamı insanlara zehir etmiyorlar mı? Sabahtan akşama kadar kör bir mermiye kurban gitmek ve camilerde namaz kılarken pimin çekileceği bir bomba endişesi, evdeyken yukarıdan gelecek tonlarca ağırlıkta bombaya maruz kalmamak, her an ölümle yaşam arasındaki çizgide gidip gelmiyorlar mı? Yaşadığımız dünyada ve zamanda birey, toplum ve devlet olarak kendimizi belki kısa vadede dünyadan soyutlayabiliriz. Ama uzun vadede asla uzak soyutlayamayız. Yapmamız gereken bizi, bizi insan yapan değerleri ve benliğimizi yitirmeden gelişmelere olduğu gibi uymak yerine; gelişmeleri kendi varlığımıza uyarlayarak daha insanca ve bilinçli bir yaşam tarzıyla yaşanabilir bir uygarlık yaratmaktır. Birlikte güzel, mutlu günler gürme dileğiyle esenle kalın.
Bu haber 315 defa okunmuştur.
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Pirsus Haber Ajansı
www.pirsushaber.com
Sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır. © 2009 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve Kaynak olarak kullanılamaz.
PirsusHaber.com Basın Meslek İlkelerine Uymaya Söz Vermiştir.
Yazılarından Yazarları Sorumludur.
Pirsus Haber Ajansı [www.pirsushaber.com] Pirsus Gazetesiyle bir ilişkisi bulunmamaktadır |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||